
Ara sıra sessiz kalmak sorun değil. Ancak, sessizlik içe dönük kişiliğimizin bir parçası olduğunda, genellikle kötü bir şey veya zayıflık işareti olarak algılanır. Sessizliğimiz, çoğu zaman utangaçlık ve özgüvensizlik olarak yorumlanır.
Çocukluk döneminde, içe dönük ya da sessiz kişilik özelliklerinin yanlış olduğu algısı verilebilir. Diğerlerinin önünde “utangaç” olarak etiketleniyoruz. Biraz incindiğimi hatırlıyorum, bu da beni daha da sessizliğe çekilmeye itti.
Kendi kabuğumda büyüdüm ve uzun süre içe dönüklük ile utangaçlık arasında fark olduğunu bilmiyordum. Görünüşe göre bu kafa karışıklığında yalnız değilim. Birçok kişi otomatik olarak içe dönüklüğün utangaçlık ve özgüvensizlik anlamına geldiğini varsayıyor. Keşfettiğim gibi, bu doğru bir varsayım değil.
İçe dönük insanların genellikle sessiz ve çekingen olduğu doğrudur. Enerjimiz daha içe dönük ve bolca “kendim” zamanına ihtiyacımız var. Göreceli olarak, dışa dönük birine kıyasla daha az konuşuyoruz.
Utangaç olmak, başkalarının yanında çekingen veya gergin olmaktır. Utangaçlık genellikle yetersizlik veya özbilinç duygusunu yansıtır. Genellikle düşük özgüvenle ilişkilendirildiği görülür.
Daha fazla farkındalıkla farkın ne olduğunu öğrendim.
Sessiz olmam utangaç, özgüvenim düşük ya da sohbete katkı sağlayacak hiçbir şeyim olmadığı anlamına gelmez.

Manevi Yoksunluk ve Toplumsal Erozyon
Bugün gençler arasında gözlemlenen manevi boşluk, yalnızca bireysel bir sorun değil; toplumsal bir yansıma. Eskiden bir toplumun temel taşlarını oluşturan manevi değerler, korunur ve yaşatılırdı. Ancak bugün bu ortak değerler giderek kayboluyor. Gençler, kendilerini güvende hissedebilecekleri, ahlaki veya manevi anlamda rehberlik edebilecekleri bir çevre bulmakta zorlanıyor. Ailelerin, okulların, hatta toplumun kendisinin bu konuda yetersiz kalması, gençlerin yalnızlaşmasına ve içsel boşluklar hissetmesine yol açıyor.
Bu noktada, sadece gençlerin değil, toplumun tüm kesimlerinin değerler ve vicdan konularında bir kayıtsızlık içinde olduğunu görüyoruz. Toplumsal bir sorun haline gelen bu vicdani erozyon, iyi insan olmanın ve erdemli davranmanın artık övülen bir değer olmaktan çıkmasıyla daha da derinleşiyor. Geçmişte merhamet, empati ve doğruluk gibi kavramlar toplumun geniş kesimlerinde kabul gören temel değerlerken, bugün bu kavramlar adeta bir zayıflık göstergesi olarak algılanabiliyor. İyilik yapmak, hakkı savunmak veya dürüstlük gibi erdemler, başkaları tarafından “fırsat kaçırmak” veya “enayilik” olarak değerlendiriliyor.
Sessizlik, Güvensizlik ve Rol Modellerin Yokluğu
Gençler artık güven duyabilecek rol modeller bulmakta zorlanıyor. Eskiden örnek alınan kişiler, artık ideal değil. Toplumdaki ahlaki çöküş ve liderlerin tutarsız davranışları, gençlerin “Eğer iyilik değersizse, neden iyi olayım?” sorusunu sormasına yol açıyor.
Okullarda disiplin cezaları, ailede yeterince dinlenememek ve çevrede anlamlı diyalog eksikliği gençleri yalnızlaştırıyor. İletişimsizlik, güven eksikliği ve empati yoksunluğu, manevi değerlerden uzaklaşmalarına ve kimliklerini anlamakta zorlanmalarına neden oluyor. Bu boşluk, geçici hazlara ve yanlış yönelimlere kapı açıyor. En büyük sorun, gençlerin bu boşluğu anlamlandırabilecek bir toplumsal yapının olmamasıdır.
REFERANS:
‘Sessiz güç’: Nazik bir şekilde dünyayı sallayabilirsiniz – Uplifers
Zihnim Durmuyor Ama Hiçbir Şey De Yapamıyorum: Tükenmişliğin Sessiz Hali – Psychology Times Türkiye








